31 Mart 2010 Çarşamba

Amerikan-Rus "Stratejik Ortaklığı"nın Mantığı


Şimdiye dek incelediğimiz bilgilerin ortaya koyduğu tablo; Rusya'nın eski SSCB coğrafyası, özellikle de Orta Asya ve Kafkasya üzerinde tekrar güçlü bir egemenlik elde etmek istediğini ve bu yolda ciddi bir çaba içinde olduğunu göstermektedir.

Ancak artık "ayan beyan" ortada olan bu gerçekten daha şaşırtıcı ve düşündürücü bir gerçek daha vardır: Rusya'nın emperyal bir güç olarak yeniden sahneye çıkması, SSCB'nin çöküşünün ardından dünyanın tek süper gücü ve en önemli siyasi otoritesi olan ABD'yi pek rahatsız etmemektedir. Aksine, Amerikan yönetimi, bu eski düşmanına ısrarla büyük çaplı ekonomik ve siyasi destekler vermektedir.

Bu, kuşkusuz iyi analiz edilmesi gereken bir durumdur. Çünkü Rus emperyalizminden daha da tehlikelisi, Amerikan destekli ya da Amerikan onaylı Rus emperyalizmidir.

ABD'nin bu tavrını açıklamaya çalıştığımızda, öncelikle herkes tarafından sözü edilen "Rusya'yı yeniden komünist olmaktan koruma" düşüncesiyle karşılaşırız. Buna göre, ABD, Yeltsin'in Rusya'sına, serbest piyasa ekonomisinin gelişmesi ve komünizmin ya da aşırı milliyetçiliğin (Jirinovski sendromu) hortlamaması için için yardım yapmaktadır. Bu siyasi olduğu kadar ekonomik bir gerekliliktir: Amerikalı şirketlerin Rusya üzerinde büyük yatırım projeleri vardır. SSCB sonrası ABD için Rusya büyük bir pazar olarak önem kazanmıştır.

Amerikan desteğinin stratejik anlamı ile ilgili olarak da farklı yorumlar yapılmaktadır. Bir kavle göre, yapılan yardımlarla, Rusya'nın elindeki nükleer gücü gelir elde etmek amacıyla Üçüncü Dünya Ülkeleri'ne satmasının engellenmesi amaçlanmaktadır. Sözü edilen bir diğer hesap, jeopolitik biliminin babası sayılan Harold Makinder'in öne sürdüğü ve Avrupa'da ve dünyada barışın sağlanması için Slavlar ile Germenlerin birleşmelerini engellemeyi öngören stratejik "tedbir"dir: Bu görüş gereğince Rusya'nın ekonomik olarak Almanya'ya muhtaç olmasını engellemek gerekir. Almanya ile birleşmiş bir Rusya'nın daha tehlikeli ve kontrol edilemez olduğu fikri bu argümanın temelini oluşturmaktadır.

Bir başka görüş ise, Washington'ın kendi Asya politikasının bir unsuru olarak Rusya'yı desteklediği yönündedir. buna göre, Asya'da ABD'nin karşısında yer alan Çin ve Hindistan'ın frenlenmesi için Rusya'nın güçlenmesi tercih edilmektedir
Fakat Rusya'ya verilen Amerikan desteğini açıklamak için kullanılan tüm bu argümanlar, gerçek ve uzun vadeli bir stratejik pozisyondan çok, bazı taktik hesapları ya da en azından kısa vadeli stratejilere dayanmaktadır.

Washington ile Moskova arasındaki yakınlaşmanın uzun vadeli stratejik anlamını çözebilmek içinse, Washington'ın Soğuk Savaş sonrasında oluşacak dünya ile ilgili olarak tahminlerine bakmak gerekir. Bu tahminlerin en önemlilerin biri, Samuel Huntington'ın "Medeniyetler Çatışması" başlıklı ünlü makalesinde tasvir edilen ve gelecekteki dünyanın dinler temelinde bir büyük cepheleşmeye sahne olacağını öne süren tezdir. Huntington'ın makalesinin gerçeklere ne denli uygun olduğu tartışılabilir, ama bu tartışma, bu tezin ABD'deki siyasi elitler ve strateji üretim kurumları tarafından geniş bir kabul gördüğü gerçeğini değiştirmeyecektir.

Sözkonusu tez, bilindiği gibi dünyanın yakın gelecekte medeniyetler bazında siyasi bloklara ayrılacağını ve Batı ile İslam medeniyetleri arasında büyük bir çatışma yaşanacağını kehanet etmektedir. Bunun doğal sonucu da şudur: Batı, yani en başta Amerika, İslam medeniyeti ile girişeceği bu büyük çatışmaya şimdiden hazırlanmalıdır.

Bu hazırlanmanın farklı bir kaç boyutundan biri de, Batı'nın, yani en başta Amerika'nın, "düşman" medeniyete karşı, aynı Sovyetler Birliği'ne karşı yaptığı gibi "Kuşatma" (Containment) uygulamasıdır. Bu kuşatma ise, doğal olarak, "İslam medeniyeti" ile sorunlu olan başka ülke ve medeniyetlerin ABD ile ittifak kurmaları ile gerçekleşecektir.

Rusya ve onun lideri olduğu "Ortodoks-Slav Medeniyeti" işte bu "İslam'ın kuşatılması" planında Washington için vazgeçilmez bir müttefiktir. İslam'la yıldızı tarih boyunca hiç barışmamış olan Rusya ve onun yine geleneksel "anti-İslami" konuma sahip olan Sırbistan ve Yunanistan gibi Slav-Ortodoks dostları, bugün de İslam'a karşı kullanılabilecek ideal bir "kart" pozisyonundadırlar. Özellikle Rusya, Washington tarafından, güneyindeki İslami kuşaktaki "tehlikeli" gelişmelere karşı büyük bir güvence olarak görülmektedir.

Moskova da aynı İslami kuşak ve en iyi örneği Tacikistan'da görülen "tehlikeli" gelişmelere karşı son derece duyarlıdır. Kremlin'in 1979'da Afganistan'ı işgal etmesinin ardındaki asıl hedefin, "İslami bir domino etkisini engellemek" olduğu göz önünde bulundurulursa, Moskova'nın da "İslam'ın kuşatılması" tezine ne denli yatkın olduğu görülebilir.

Amerikan-Rus stratejik ortaklığının örtülü mantığını ortaya koyan bu tablo, Washington'ın en ünlü ve "saygıdeğer" stratejisyenlerinden biri olan eski Dışişleri Bakanı ve Ulusal Güvenlik Danışmanı Henry Kissinger tarafından henüz 1992 yılında onaylanmıştı. Orta Asya konusunda ABD ile Rusya Federasyonu'nun çıkarlarının uyuştuğunu ileri süren Kissinger, "Orta Asya'da İslami radikalizmin yayılması halinde bunun Ortadoğu'yu da etkileyeceğini" söylemiş, "İslami radikalizmin 'en şiddetli biçimde' Rus çıkarlarına da aykırı olduğunu, dolayısıyla Washington'ın Moskova ile işbirliği yapabileceğini" açıklamıştı.

Rusya'nın ABD ile ilişkilerinde kullandığı argümanlara bakıldığında da, bu "İslam'ın kuşatılması planı içinde yer alabilme" çabasının baskın olduğu görülür. Konstantin Peshakov'un ifadesiyle, "Yeni Rus dış politikası, Batının birçok sebeplerle hassas olduğu ve çok tehlikeli olarak algıladığı İslam Fundamentalizmi konusunu ısrarla işlemektedir."Yeltsin'in danışmanı Andranik Migranyan ise, "Rusya ve Yakın Sınır Ötesi" başlıklı bir makalesinde, Rusya'nın kendisine biçilen "anti-İslam" misyonu yerine getirmeye hazır olduğunu duyurmaktadır:

...Milli ve dini bağnazlık çizgisinde bulunan ve otoriter devlet yönetimleri benimseyen Türkiye ve İran, Kafkasya'daki Hıristiyan halklar şöyle dursun, Müslüman halklara bile asgari haklar sağlayamazlar... Laik ve bölgesel federasyon ilkelerine göre kurulacak halk ve din gruplarını koruyabilecek yegane devlet Rusya'dır....

...Kafkasya'nın (BDT'den) kopması, İslam hegemonyasının Orta Asya ve Kazakistan'a kolayca girmesine ve Müslümanların yaşadığı Rusya'nın iç bölgelerine ulaşmasına yol açabilir. Bu nedenle Rusya'nın Transkafkasya'da aktif politika izlemesi ve bütün bu bölgenin BDT'nin jeopolitik alanıyla bütünleşmesinin sağlanması, Rusya'nın güvenlik ve istikrarı için öncelikli önem taşımaktadır.

Amerika ile Rusya arasındaki bu anti-İslami zeminli stratejik işbirliğinin en belirgin örneklerinden biri de Çeçenistan'da görüldü. Çeçen direnişine karşı Amerika'nın Rusya'ya sonuna kadar destek verdiği, Dudayev'in şehit edilmesinden kısa bir süre önce Clinton'ın Rusya'ya yaptığı ziyaret sırasında ayan beyan ortaya çıkmıştı. Clinton, Yeltsin'le yaptığı ortak basın toplantısında, Çeçenistan'ın Rusya'nın bir parçası olduğunu ilan etmiş ve Amerikan İç Savaşı'nın kişi başına düşen ölümler açısından 20. Yüzyıldaki her savaştan daha fazla kayba yol açtığına dikkat çekerek, "Abraham Lincoln, hiçbir devletin bizim Birliğimizden ayrılmaya hakkı olmadığını göstermek için hayatını verdi" demişti.

Çeçen direnişinin büyük lideri, "Kafkas Kartalı" Cahar Dudayev Clinton'ın Rusya ile ittifak ilan eden bu mesajının hemen ardından, 23 Nisan günü, bir Rus füzesi tarafından şehit edildi. Ruslar, Dudayev'in yerini önceden belirlemişler ve hassas bir füze ile vurmuşlardı büyük komutanı.

Ancak bu "yüksek teknoloji" biraz kafa karıştırdı. Hantal ve demode Rus ordusunun bu denli hassas bir operasyonu başarı ile gerçekleştirmiş olması biraz şaşırtıcıydı.

Ne var ki, olayın iç yüzü bir süre sonra anlaşıldı. Anti-İslami ittifak, Çeçen liderinin katledilmesinde de işlemişti. Cahar Dudayev, Amerikan istihbarat servisinin sağladığı uydu ve elektronik destekle toprağa düşmüştü. Dudayev'in korunmasından sorumlu olan Ebu Nukayev, Dudayev'in uydu telefonunun sinyallerinin belirlenmesinde, CIA'nın Rusya Federal Güvenlik Servisi'ne (KGB) yardım ettiğini açıkladı. Nukayev, Rusya'nın Dudayev'i vurmak için daha önce de girişimlerde bulunduğunu, ancak başaramadığını, bu nedenle ABD'ye ait uyduların kullanılması için yardım istediğini söylüyordu.

Sözkonusu anti-İslami ittifak, Kafkas Kartalı'nı ortadan kaldırmayı başardı. Ancak kuşkusuz Çeçen direnişini bitirmeyi başaramayacak. Bu, Çeçenistan'da duvarlara yazılan yazılardan da anlaşılıyor: "Cahar! Halkınla gurur duyabilirsin"...
Amerika ile Rusya arasındaki ittifakın bu "anti-İslami" zemini, SSCB'nin dağılmasının ardından sürpriz bir biçimde bölgeye giren ve beklenmedik bir etkinliğe ulaşan İsrail'in stratejik kaygılarıyla da yakından ilgilidir. Bu nedenle, bu noktada Yahudi Devleti'nin Orta Asya steplerinde ne aradığı sorusuna da değinmek yararlı olacaktır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder