Orta Asya ve Kafkasya'yı Rusya açısından önemli kılan farklı faktörler var. En önemlilerinden biri, bölgedeki başta petrol ve doğalgaz olmak üzere yüksek rezervli doğal kaynaklardır. SSCB döneminde Rusya, ihtiyacı olan bu hammaddeleri dünya fiyatlarının çok altında alıp kendi ihtiyacı için kullanıyordu. Hatta bu hammaddeleri işledikten sonra tekrar aldığı ülkeye satıyordu. Böylece hammaddeleri satın aldığı cumhuriyetlerin ekonomilerini kendine bağımlı hale getirmişti.
Cumhuriyetlerin bağımsızlıklarını kazanmaları ardından Rusya için hammadde bulamama tehlikesi ortaya çıkmıştır. Kendi ekonomisi için hayati önem taşıyan hammaddeleri hala bu cumhuriyetlerden sağlamaktadır. Hazar ve Kazak petrolleri üzerindeki ısrarının nedeni budur.
Bu ekonomik faktörün yanısıra, Rusya'nın geleneksel yayılmacı ideolojisinden ve hegemonik Rus milliyetçiliğinden köken bulan ciddi bir siyasi faktör vardır. Moskova, eski SSCB toprakları üzerinde kendine yeni bir "hayat sahası" oluşturmak istemektedir ve bu hayat sahası Orta Asya ve Kafkasya'sız düşünülemez.
Rusya stratejisi incelendiğinde bu siyasi hedef kolaylıkla gözlemlenebilir. SSCB'nin çöküşünün ardından kısa sürede toparlanan Moskova, eski "sömürge"lerini yeniden kazanmak için siyasi bir süreç başlatmıştır. Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) bu amaçla kurulmuş ve eski "sömürgeler", kimi zaman çeşitli baskılar da devreye sokularak bu zoraki çatı altına çekilmiştir. Son olarak BDT'de işbirliğini daha arttırmak amacıyla, Entegre Devletler Topluluğu (EDT) adı altında bir gümrük birliği kurulmuştur. Bu oluşuma BDT'den Kazakistan, Belarus ve Kırgızistan katılmıştır. Özbekistan ise Moskova'nın baskılarına karşı direnerek bu birlikte yer almamıştır. EDT'nin oluşumundan sonra Moskova zamanla diğer BDT ülkelerini de kapsayacak, siyasal, ekonomik ve savunma alanlarında bütünleşmeyi öngören Egemen Cumhuriyetler Topluluğu'nu (ECT) kurmuştur. Böylece eski Sovyetler Birliği Cumhuriyetleri'ni BDT, EDT ve ECT olarak üç grupta toplayarak kendi liderliğinde bir sistem kurmak amacındadır.
Moskova, bu amacını, Rus Parlamentosu'nun SSCB'ye son veren Aralık 1991 kararının geçersiz olduğunu ilan ederek, Rus İmparatorluğu'nu yaşatmak isteyen güçlerin önündeki hukuksal engelin kaldırılmasıyla da belli etmiştir. Boris Yeltsin'in 12 Aralık 1993'te yapılan seçimlerin sonrasında yeni yasama dönemi ile ilgili bir konuşması oldukça anlamlıdır. Yeltsin konuşmasında, Rusya'nın uluslararası arenada "yitirdiği mevzileri yeniden ele geçirerek Rusya'nın süper güç niteliğini yeniden kazanacağını" belirtmiştir. Ayrıca yedi yıl Türkiye'de bulunduktan sonra Mart 1994'de Dışişleri Bakan Yardımcısı olan Albert Çernişev'in sözleri Rusya'nın hedefini açıkça ortaya koymaktadır: "Sovyetler Birliği'nin dağıtılması büyük hataydı... Şimdi bu hata düzeltilmeye çalışılıyor."
"Hata düzeltme"nin en ısrarla uygulandığı bölge ise Orta Asya'dır. Rusya Orta Asya'daki güvenliğin ortak askeri güçle sağlanması yolundaki isteklerine Kazakistan'ın olumlu cevap vermesi ile 21 Ocak 1995'te antlaşma imzalamıştır. Kazak ordusunun 40.000 askerden oluşması ve zaten Kazakistan sınırlarının Rus askerleri tarafından korunuyor olması ordunun birleşmesinin askeri olmaktan çok siyasi bir anlamının olduğunu gösteriyor. Bu da Rusya'nın Orta Asya'daki nüfuzunun genişlemesi çabalarının bir sonucudur.
Kafkasya da Rusya açısından çok önemli özellikler taşımaktadır. Birincisi Kafkasya coğrafya olarak Orta Asya'nın kapısıdır. Ayrıca Rusya için iki büyük rakip olan Türkiye ve İran'ın kesişme noktasıdır. Bu nedenle Stalin buradaki cumhuriyetlere Ruslar'ı yerleştirmişti. Bugün bile bu Rus nüfus Moskova'nın yeni politika ve hedefleri için zemin olarak kullanılmaktadır. Kafkasya'yı önemli kılan diğer özellik ise Kafkasya'nın Ortadoğu yolunun üzerinde olmasıdır.
Kafkasya'nın Rusya için bir önemi de güvenlik kaygısından ileri gelmektedir. Rusya'nın Batı, Kuzey ve Doğu sınırlarını zor iklim şartlarından meydana gelen doğal bir güvenlik alanı oluşturmaktadır. Napolyon ve Hitler bu iklim şartlarına yenik düşenlerin en ünlüleridir. Rusya'nın güney sınırı ise onun "yumuşak karnı"dır. Bu yüzden Rusya güney sınırını ileriye götürerek güvenlik alanını genişletmek ihtiyacı hissetmektedir. İkinci Dünya Savaşı ertesinde Rusya'nın Türkiye'den Kars ve Ardahan'ı istemesinin nedeni de budur.
Rusya tüm bu sebeplerden dolayı Kafkasya'daki askeri varlığını her ne şekilde olursa olsun devam ettirme eğilimindedir. Bu nedenle Transkafkasya'da karışıklıkları arttırarak kendi askeri varlığı için bahane yaratmıştır. Bunun yanısıra Rusya, Ermeniler ile Azeriler, Gürcüler ile Abhazlar arasında olan çatışmaların ve Gürcistan'daki iç savaşın çözümlenmesinin ancak Rus varlığı ile son bulacağı telkinini yapmıştır. Bu çatışmaların çözümsüz bir hal alması sonunda bu ülkeler istikrar sağlamak maksadıyla Moskova yönetimine sarılmışlardır. Rusya İmparatorluğu'nun daha önce sayısız kereler kulladığı "kazanmak için bölmek ve sonra zaferi de kuvvet kullanarak perçinlemek" politikası böylece bir kez daha işe yaramıştır.
"Hata düzeltme"nin en başarılı iki örneği Gürcistan ve Ermenistan'dır. Rusya, bu iki ülke ile, gerektiğinde tehdit yoluyla, anlaşarak topraklarında askeri üsler kurmuştur. Ermenistan sınırı 1992 yılından beri Rus askerleri tarafından korunmaktadır. Ermeni hava sahası ise artık Rus savaş uçakları tarafından denetleniyor. Azerbaycan sınırının Rusya tarafından korunabilmesini sağlayacak anlaşma Mayıs 1996'te imzalanacaktır. Böylece Moskova bölgede bir güvenlik kuşağı oluşturmuş olurken, bir yandan da Çeçen gerillalara gidecek Azeri yardımını engellenmiş olacaktır. Transkafkasya ülkelerinin sınırlarının Rusya tarafından korunmasının Türkiye açısından bir başka anlamı da, SSCB dağıldıktan sonra ortak sınırı kalmayan Türkiye ve Rusya'nın, tekrar sınırdaş ülke konumuna gelmiş olmalarıdır.
Rusya kurduğu 58. Ordu'yu Çeçen topraklarına yerleştirmiş, Rusya Kara Kuvvetleri Komutanı Vladimir Semyonov ise "Kuzey Kafkasya'nın en güçlü ve savaşa en hazır askeri bölge haline geldiğini, en yeni silahların bu bölgeye yerleştirildiğini" belirterek güç gösterisinde bulunmuştur. Rusya'nın Ermenistan ve Gürcistan'daki üsleri birinci, 58. Ordu ise ikinci savunma duvarını oluşturma durumundadır. Böylece Kafkasya'ya örülen iki kalın duvarla Türkiye, Nahçıvan'la olan sınırı dışında bölgeden dışlanmış olmaktadır.
Çeçenistan'daki savaş Moskova açısından büyük önem taşımaktadır. Çeçenistan'ın bağımsızlığı kabul edilirse bu isteğin Rusya Federasyonu içindeki diğer cumhuriyetlere de sıçramasından çekinilmektedir. "Domino taşı" etkisinden korkan Rusya, Çeçen bağımsızlığını engellemek amacıyla son derece kanlı bir savaş yürütmektedir.
Aslında, Çeçenistan'daki savaş, Rus ordularının harekete geçmesinden de önce başlamıştır. Bağımsızlık ilanının ardından, Moskova, önce Dudayev'i bir iç çatışma ile iktidardan indirmek istemiştir. KGB, Çeçen muhalefet liderlerinden Ömer Avturhanov ve Beslan Kandemirov'u Dudayev'e karşı kışkırtmış, 26 Kasım 1994'te bu iki muhalefet liderinin hükümete karşı ayaklanması, Moskova'nın planı uyarınca gerçekleşmiştir. Rus Başbakan Viktor Çernomırdin'in bu saldırı öncesi Avturhanov ve Kandemirov'la Moskova'da görüşmesi yeterince anlamlıdır. Ancak muhalefet güçlerinin düzenlediği bu ayaklanma başarısızlıkla sonuçlanmış, bunun üzerine Dudayev'i indirmekten ümidini kesen Rusya, savaşı resmen başlatarak Çeçenistan'a girmiştir.
Savaş iki yıldır sürmektedir. Ve Moskova yönetiminin Çeçenistan politikasında herhangi bir değişiklik gözükmemektedir. Rusya'daki seçimlerin doğurduğu iç hesaplar nedeniyle Yeltsin'in Çeçenistan'ın yeni lideri Yandarbiyev ile barış masasına oturmasının geçici bir manevra olduğu ortaya çıkmıştır. Zira Çeçenistan'dan geçen petrol boru hattının güvenliğinin sağlanamaması durumunda, Rusya'nın büyük önem verdiği Hazar Petrolleri'nin Gürcistan'ın Poti limanına aktarılması alternatifi güçlenecektir. Bu, Rus politikacılar açısından kabul edilemeyeceğinden Moskova'nın bölgeye daha ağır biçimde yükleneceği kesindir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder