Orta Asya'daki bu stratejik tablo karşısında Türkiye'nin ne yapması gerektiği sorusu kuşkusuz son derece önemlidir.
Bazıları, bunu çok açık bir biçimde ifade etmeseler de, Türkiye'nin, Ortadoğu'da yaptığı gibi Orta Asya'da da Amerika ve İsrail'e endeksli bir politika izlemesi gerektiğini savunuyorlar. Buna göre, Türkiye, laik ve demokratik karakteri sayesinde, ABD ve İsrail'in Orta Asya'yı "tehlikeli" yöndeki bir İslami gelişmeden korumak için tercih edecekleri bir "kart"tır. Eğer Türkiye Amerika'nın politikalarına uyumlu bir politika izlerse, Washington'ın bölge için çizdiği plan içinde kendisine bir yer bulabilir.
Oysa bu tür bir dış politika mantığı, Türkiye'nin kendi kendi aldatmasından başka bir şey olmayacaktır. Çünkü, öncelikle, ortada çok önemli bir Rusya faktörü vardır. Rusya'nın konumu, Orta Asya'da ya da Kafkasya'da gerçek bir "Amerikan-Türk İttifakı"nın oluşmasına kesinlikle engeldir. Bölge üzerindeki hedef ve çıkarları Türkiye'ninkilerle hemen her alanda çatışan Yeltsin'in Rusyası, Washington'ın bölgede kendisine "partner" olarak seçtiği ve her durumda desteklemeye karar verdiği stratejik bir ortaktır. ABD, Türkiye ile Yeltsin Rusyası arasında bir seçim yapmak gerektiğinde, Moskova'dan yana ağırlık koyacaktır. Nitekim son bir kaç yıl içinde yaşanan gelişmeler, Moskova'ya yönelik bu tercihin örnekleri ile doludur.
Bu nedenle, ABD'nin Orta Asya'da Türkiye'ye vereceği kredi, ancak çok sınırlı olabilir. Amerikalılar, her ne kadar çağdaş, laik ve demokrat bir kimliğe sahip de olsa, sonuçta Müslüman kimliğini de taşıyan ve gelecekte bir "Müslüman Türk Birliği" kurma şansına sahip bulunan Türkiye'yi, "Medeniyetler çatışması"na dayalı bir dünyada Rusya'ya tercih etmeyeceklerdir.
Amerika, bu stratejik hesabının yanısıra, var olan "müttefiklik" ilişkisi nedeniyle, Türkiye'ye Orta Asya'ya doğru ancak çok sınırlı bir "hayat sahası" "bahşetme" düşüncesindedir. Türkiye'de "Osmanlılık, yayılma gibi sözlerin fazla yüksek sesle dillendirilmesinin" ABD'yi fazlasıyla rahatsız ettiği ve Washington'ı Türkiye'nin Orta Asya yolunu kesmeye yönelttiği şeklindeki yorumlar, gerçeği yansıtmaktadır.
Oysa Türkiye, yalnızca kendisine bahşedilecek çok sınırlı bir "ilgi alanı"na değil, gerçek bir hayat sahasına ve gerçek bir Türk Birliği'ne ulaşabilir. Türkiye'nin çağdaş, demokrat ve "sulh-sever" kimliği ise, böyle bir açılıma engel değil, aksine zemin oluşturmaktadır.
Buna karşı öne sürülen argümanlar ise son derece eksik ve hatalı tahlillere dayanmaktadırlar. Bazıları Türki Cumhuriyetler ile işbirliğinin sadece ekonomik zeminde kalması gerektiğini savunmakta, daha geniş çaplı bir politikanın Türkiye aleyhine bazı ittifaklar oluşturacağını öne sürmektedirler. Halbuki bugün görüyoruz ki Rusya, Ankara'nın Türki Cumhuriyetler ile temaslara geçmesini bahane ederek zaten karşı-manevralara girişmiştir. Karşı taraf, bölgeyi egemenlik altına alma yarışını çoktan başlatmıştır. Buna rağmen çekimser davranmak ve "bekle-gör" politikaları ile zaman kaybetmek, ancak "gaflet" olabilir.
Türkiye ve Türki Cumhuriyetler arasında tesis edilecek işbirliği ve bütünleşme politikalarının ilk şartı ülkeler arasında "Türklük" bilincinin geliştirilmesidir. Kültürel işbirliği olanaklarının arttırılması buna yararlı olacaktır. Ortak alfabenin kullanılması, Türk kültürünün yaşanması açısından Türk televizyonlarının Orta Asya'da rahatça izlenmesi, haberleşmenin sağlanması, ortak eğitim politikaları oluşturulması ve öğrencilerin karşılıklı ülkelerde eğitim görmeleri gibi konular Türklük bilincinin gelişmesi açısından önemlidir.
Bu bilincin gelişmesine engel olacak yanlışlar ise mutlaka düzeltilmelidir. Örneğin çeşitli nedenlerden ötürü Türki öğrencilerin ülkelerine dönmeleri önlenmelidir. Maddi koşulların yetersizliği nedeniyle öğrenimlerini yarım bırakan bu öğrenciler aslında Türkiye'nin Türki Cumhuriyetler ile bütünleşmesinde çok önemli bir aracıdırlar.
Türkiye'nin Türki Cumhuriyetler ile bütünleşmesinin önemli ayaklarından biri de ekonomik olanakların arttırılmasıdır. Türkiye coğrafi özellikleri ile Türki Cumhuriyetler açısından ürünlerinin dış dünyaya pazarlanması açısından önemli bir kapı görevini üstlenmektedir. Türkiye Avrupa'ya uzanan karayolları ve üç tarafı çevrili denizleriyle büyük bir transit yoludur. Mevcut karayolları ağlarının yanı sıra geliştirilecek yollarla Türkiye'nin rolü daha da arttırılabilir. Ankara-Bakü arasını 300 km. kısaltan Türkgözü sınır kapısı da bu konuda Ankara'nın attığı olumlu adımlardan biridir.
Türkiye etkinliğini arttırıcı manevralar yaparken bölgedeki diğer bazı ülkeler de aynı amaçlarla girişimlerde bulunmaktadır. Örneğin İran, Avrupa ile Asya'yı birbirine bağlayan ulaşım ağı kurmuştur. Böylece Asya, Avrupa ve Ortadoğu arasında bir ticaret kavşağı rolüne soyunmuştur. Türkiye'nin buna benzer projeleri uygulamaya koyması ya da başka ülkelerin projelerine ortak olarak söz sahibi olması gerekmektedir.
Türki Cumhuriyetlerin ekonomileri ile Türkiye'nin ekonomisi birbirlerini tamamlar nitelikler taşımaktadır. Örneğin Türk ekonomisi dış piyasalara açılma ve yeni pazarlar bulma ihtiyacındadır. Bir yanda da endüstriyel hammadde, petrol ve doğalgaz gibi enerji kaynakları ithal etmektedir. Bu nedenle serbest piyasa ekonomisine dayalı ticari işbirliği olanaklarının araştırılması taraflar açısından yararlı olacaktır. Azerbaycan'la olan mevcut Hazar Petrolleri'nin taşınması projesi yanı sıra Türkmenistan doğalgazını taşıyacak boru hattının Türkiye'den geçip Avrupa'ya pazarlanması projesi Türkiye açısından iyi değerlendirilmesi gereken dev fırsatlardır.
Avrupa Birliği'nin nihai hedefi olan Birleşik Avrupa ideali gibi Türk Dünyası da ortak güvenlik ve siyasi bütünleşmesini oluşturmalıdır. Ekonomik olarak kendine yetebilen bir topluluk olması yanı sıra Çin ve Rusya'nın da bölgede yayılmacılık amaçları engellenmiş olacaktır. Ayrıca Türkiye ekonomik bütünleşme için gerekli hukuki ve ekonomik şartları oluşturmalıdır. Örneğin gümrük duvarlarının indirilmiş bir ekonomik entegrasyon Türkiye olduğu kadar diğer ülke ekonomileri için kaçırılmaz bir fırsat olacaktır.
Öte yanda Türkiye'nin Türki Cumhuriyetler ile teknolojik işbirliği olanaklarını da araştırması gerekmektedir. Teknolojik bilgi birikimlerinin paylaşılması gerek Türkiye açısından gerekse Türki Cumhuriyetler açısından verimliliği arttırıcı bir unsur olacaktır. Özellikle Kazakistan'ın nükleer enerji ve uzay çalışmalarındaki bilgi birikimi Türkiye için değerlidir. Ayrıca diğer Türki Cumhuriyetler'in petrol ürünlerinin işlenmesi konusundaki bilgi birikimleri de Türkiye açısından gün geçtikçe önem kazanmaktadır.
Türkiye'nin Türki Cumhuriyetler ile siyasi ve ekonomik bütünleşmeye giderken orta vadede işbirliğini her alanda artırıp, uzun vadede de gerekli altyapıyı hazırlaması gerekmektedir. Ayrıca Türk Topluluğu'na giden süreç içersinde uluslararası gerekli siyasi destek sağlanması çok önemlidir. Çünkü oluşacak bu birliğin, bölgesel güçlere karşı Türk topluluklarının sadece güvenliklerini ve çıkarlarını koruyan bir oluşum olduğunun vurgulanması gereklidir.
Milli ve dini kimliklerin giderek daha çok önem kazandığı ve medeniyetler arası çatışmalara sahne olacağı düşünülen geleceğin dünyasında, bir "Türk-İslam Medeniyeti", ancak bu bilince sahip olduğu ve bu bilince uygun olarak davrandığı takdirde varolabilir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder