31 Mart 2010 Çarşamba

Hazar Petrollerinin Taşınması Sorunu

Dünyada gittikçe artan enerji ihtiyacı yanısıra 1973 ve 1979 yıllarında baş gösteren petrol krizleri, Amerika'nın dünyadaki petrol kaynaklarına sahip ülkelere karşı ilgisinin daha da artmasına yol açtı. Başkan Carter tarafından çizilen doktrine göre; bir devletin Basra Körfezi bölgesinde kuvvete başvurmak suretiyle, petrol üretimi, pazarlanması ve fiyatı üzerinde tekel kurmasına kesinlikle izin verilmeyecekti. Kuveyt'i işgal eden Irak'a karşı girişilen "Çöl Fırtınası Harekatı" Carter Doktrini'nin bugünde Amerikan politikasında yeri olduğunu gösterdi.

Dünyanın Basra Körfezi'nden sonra ikinci en büyük petrol yataklarına sahip bölgesi ise Hazar Denizi Havza'sıdır. Hatta bazılarına göre havza Basra Körfezi ile eşit rezerve sahiptir. Soğuk Savaş zamanında SSCB Azerbaycan'dan ve Kazakistan'dan aldığı petrolü işledikten sonra tekrar dünya fiyatlarından bu ülkelere geri satıyordu. Kuveyt Azerbaycan'ın yarısı kadar olan petrol geliriyle dünyanın en zengin ülkesi iken, Azerbaycan'ın geri kalmış ülkeler arasında olmasının nedeni budur.

Soğuk Savaş bittiğinde ise, Azerbaycan ve eskiden SSCB'nin siyasi ve ekonomik nüfuz alanı içinde olan diğer bölge ülkeleri sahip oldukları kaynakları dünya pazarlarına çıkararak, Rus emperyalizminin tahrip ettiği ekonomilerini düzeltmek amacını güttüler.

Amerika da SSCB'nin çözülmesi ardından bölgeyle yakın temas içine girmiştir. Her yıl büyük artış gösteren dünya petrol talebinin karşılanmasında Irak ve İran rezervlerinin kullanılmasına karşı çıkan Amerika, Orta Asya petrollerinin ise Basra Körfezi petrollerine ilave ve alternatif bir kaynak olmasını planlamaktadır. Özellikle Ortadoğu'nun istikrarsız yapısı ABD'nin elinin altında her zaman için sağlam bir petrol kaynağı daha olmasını gerektirmektedir.

Nitekim Amerikalı petrol şirketleri bölgede petrol arama ve çıkarma yönünde Ruslar'la anlaşmalar yapmaktadır. Böyle bir ekonomik potansiyel ABD'nin vaz geçemeyeceği bir kaynaktır. Exxon Corp. ve üç ortağının Rusya'nın doğusunda 15 milyar dolarlık petrol ve gaz projelerine başlamaları iyi bir örnektir. Amerikan şirketlerin özellikle Sibirya'da keşfedilen yeni petrol ve doğalgaz yataklarının işletilmesine yönelik büyük yatırım projeleri vardır. ABD'nin Rusya ile herhangi bir gerginliğe girmesi, olası projelerin askıya alınmasına neden olacaktır. Bu da Washington'ın Amerikan petrol şirketleri tarafından sıkıştırılması demektir. Böyle bir durumu her halde hiç bir Amerikan başkanı tercih etmez.

Hazar Denizi Havzası'nda 50 milyar varillik petrol rezervi olduğu tahmin edilmektedir. Kazakistan'ın Tengiz bölgesi ise 9 milyar varillik rezerv açısından dünya sıralamasında onuncu sırayı almaktadır. Bölgedeki tüm bu petrol potansiyelinin, dış dünyaya, yani Akdeniz'e taşınması içinse üç olası seçenek vardır.

o Petrol hattının İran üzerinden geçmesi: Bu olasılık ABD tarafından kabul görememektedir. Çünkü ABD "terör merkezi" olarak tanımladığı İran'a karşı bir kuşatma politikası yürütmektedir. Bu kuşatma gereği, ABD, Batılı müttefiklerinden İran'a karşı geniş çaplı bir ambargo başlatmalarını dahi istemiştir. Amerika, bu politika gereği, İran'a gelir sağlayacak ya da onun bölgedeki etkisini artıracak her türlü oluşumun karşısında yer almaktadır.

o Petrolün Boğazlar üzerinden Karadeniz'den taşınması: Rusya, en ekonomik yol olduğu gerekçesiyle petrolün Boğazlar'dan tankerlerle dünya pazarlarına çıkarılmasını savunmaktadır. Türkiye ise İstanbul ve Çanakkale'de yaşayan insanların güvenliği ve çevre kirliliği nedeniyle bu tezi kabul etmemektedir. Türkiye bu tezi asla kabul etmeyeceğini açıkça bildirmiştir.

o Petrolün Türkiye üzerinden taşınması: Hazar Petrolleri'nin taşınması için en uygun alternatifin Türkiye olduğu açıktır. Bu Ceyhan'a akıtılırken Ermenistan ve Gürcistan olmak üzere iki güzergah seçeneği vardır.

Türkiye Ermenistan'ın Karabağ'ın işgaline son vermesi halinde boru hattının Ermenistan'dan geçmesini tercih etmektedir. Ermenistan'a bununla ilgili mesajlar yollayarak işgalin son verilmesi ve Azeri-Ermeni çatışmasının engellenmesi amaçlanmaktadır. Aslında Ermenistan enerji açısından tamamen dışa bağımlı bir ülkedir. Fakat Rusya'nın petrol yüzünden Türkiye ve Azerbaycan ile çekişmesi, siyasi açıdan Ermenistan'ın işine gelmektedir. Bunların yanı sıra Ermenistan'ın Yunanistan ile yaptığı savunma antlaşması Türkiye tarafından iyi niyetten uzak bir tavır olarak anlaşıldığından, boru hattının Ermenistan'dan geçmesi uzak bir ihtimaldir.

Oldukça yoksul olan Gürcistan boru hattının kendi topraklarından geçmesini arzulamaktadır. Fakat henüz çözümlenmeyen Abhazya sorunu ve ülkede çok güçlü olan mafya iki istikrarsızlık unsurudur.

Bu çok bilinmeyenli denklem içinde Türkiye ne yazık ki doğru politikayı uygulayabilmiş değildir. Hazar Petrolleri'nin Türkiye üzerinden akıtılması için girişilen boru güzergahı seçiminde bazı üst düzey Türk bürokratları stratejik bir hata yapmıştır. Bakü-Ceyhan hattının inşasından önce Bakü-Supsa erken üretim hattının inşasını savunulmuş, Bakü-Supsa hattının Bakü-Ceyhan'ın ilk adımı olduğu düşünülmüştü.

Oysa Bakü-Supsa hattı da, sonuçta "Karadeniz formülü"ne yaramaktadır. Aslında bazı bürokratlarca erken üretim için Bakü-Supsa hattının savunulmasının hata olduğu uyarısı yapılmıştı. BOTAŞ eski Genel Müdürü Hayrettin Uzun'un Emre Gönensay ile yaptığı tartışmalar kamuoyu tarafından da izlenmişti. Hayrettin Uzun'a göre Türk tezi, petrolün Akdeniz'e akıtılmasıdır. Bakü-Supsa hattını savunmak, petrolün Karadeniz'e getirilmesinin bir başka yoludur ve sonuçta kendi tezimizle çelişen bir durumdur. Bakü-Supsa hattı üzerinde yoğunlaşmak Türk tarafına Bakü-Ceyhan ana petrol hattını kazandırmayacağı gibi onun aleyhinde olacaktır. Nitekim Emre Gönensay'ın savunduğu ve basiretsiz olarak tanımlanabilecek olan Süpha hattının inşası fikrinin hatalı olduğu ortaya çıkmıştır. Rusya Azerbaycan ile imzaladığı antlaşmayla, 5 milyon ton olacağı hesap edilen erken üretim petrolünün tümünün Rusya üzerinden taşınması ve Novorossisk limanına sevk edilmesi kararlaştırıldı. Böylece Bakü-Supsa hattının ekonomik olarak varolma nedeni kalmamış oldu.

Bu arada Rusya ve Kazakistan arasındaki imzalanan antlaşmayla Kazak petrolleri Novorossisk limanına getirilecek. Bu petrolün Boğazlar'dan geçmesi demek ki, bu da Ankara ve Moskova arasında başlı başına büyük bir anlaşmazlık konusu doğuruyor.

Devlet-i Ali'den bu yana Moskova ile İstanbul arasında çekişme konusu olan Boğazlar, bir kez daha iki başkent arasındaki bir çatışmanın merkezi oluyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder