Soğuk Savaş sonrası dünyada, Rusya, bölgede kendi hegemonik varlığı açısından en büyük rakip olarak gördüğü Türkiye ile ciddi bir çatışma içindedir. Çatışmaya sebep olan sorunlar iki ana grupta toplanabilir. Birincisi Rusya'nın bölgeyi nüfuz alanı haline getirme isteğinden doğan sorunlardır. İkinci gruptaki sorunların ortak karakteri ise Ruslar'ın hegemonik istekleri ile doğrudan bağlantılı olmasa da Türkiye'nin bölgedeki etkisini azaltmaya yönelik amaçlar taşımaktadır.
Moskova'nın "Yakın Çevre" doktrini Rusya'nın bölge üzerindeki planlarını gösteren ve birinci gruptaki sorunlara kaynaklık eden en önemli faktördür. Bu doktrinin temeli, bölgenin Rusya'ya ait olması ve yabancıların bölge üzerinde olabilecek ilgilerine karşı mukavemet gösterilmesidir. Moskova'nın AKKA'ya bazı maddelerde itiraz etmesinin nedeni de budur. Rusya kendi askeri varlığını geri çektiği takdirde bölgeyi Türkiye ile paylaşmak zorunda kalmaktan çekinmektedir.
Hazar Havzası Petrolleri'nin Akdeniz'e nasıl taşınacağı sorusu ilk başta ekonomik ve teknik bir problem gibi görünse de, konu uluslararası bir çekişmeye neden olmuştur. Çünkü petrolün geçeceği güzergahın belirlenmesinde etkili olan ülkenin bölgede "nüfuz" savaşını önemli ölçüde kazanmış olacağı açıktır. Bölgedeki dev petrol rezervlerinin nereden taşınacağına müdahale edebilme gücü, bölgeye siyasi ve ekonomik olarak etki edebilme demektir. Bu denli stratejik bir önem taşıyan konu, doğal olarak Türkiye ile Rusya arasında ciddi bir çıkar çatışması yaratmıştır.
Petrolün güzergahının seçimi sorununa paralel gelişen başka bir konu ise Rusya'nın Hazar ve Kazak Petrolleri'ni Boğazlar'dan taşıma isteğidir. Petrolün Boğazlar'dan geçişinin Boğazlar'ın güvenliği açısından kabul edilemez oluşuna rağmen Moskova'nın diretmesi, Ankara ile Moskova arasında gerginlik yaratmaya devam etmektedir.
İkinci gruptaki sorunlar ise Moskova'nın bölgede kendi varlığını güçlendirmek için yürüttüğü Türkiye'yi zayıflatmaya yönelik politikalarından kaynaklanmaktadır. Yapay sorunlarla Türkiye üzerinde baskı kurarak Ankara'nın dikkat ve enerjisini dağıtmak hedeflenmektedir. Böylece Türkiye'nin istikrarı bozulacak ve sonuçta Kafkasya'daki etkinliği azalacaktır. Rusya'nın bölücü terör örgütü PKK'ya destek vermesi ve sözde Kürt Meclisi'nin Türkiye'nin tüm uyarılarına karşın Moskova'da toplanmasına müsaade etmesinin altında Türkiye'nin istikrarını bozmak niyeti yatmaktadır.
Ayrıca Rusya gerçekleşen iki Türk zirvesinin ardından Türkiye'nin yayılmacı bir politika izlediğini iddia ederek, kendi yayılmacılığını örtmeye çalışmaktadır. Böylece bu zirveleri bahane ederek Kafkaslar'da ve Orta Asya'da kendi nüfuz alanını güçlendirmeye çalışmaktadır. Buna gerekçe olarak Türkiye'nin etnik karaktere dayalı bir birlik kurma amacında olduğunu iddia etmektedir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder