31 Mart 2010 Çarşamba

Orta Asya, Kafkasya ve "Kızıl Elma"


Giriş

Soğuk Savaş'ın son bulmasının ardından, oluşan yeni dünya sisteminde Türkiye, son bir yüzyılın hayali olan "Kızıl Elma"ya doğru ciddi bir fırsat yakalamıştı. Ancak SSCB'nin dağılması sonucu Rus baskısından kurtulan Türki Cumhuriyetler ile beklenen bu bütünleşme, hatta stratejik ortaklık gerçekleştirilemedi. Bu durum, uluslararası konjonktürün darbelerinin yanısıra, Ankara'nın Kafkasya ve Orta Asya'da bazı hatalı politikalarının da bir sonucudur.

Uluslararası konjonktürün "darbesi" ise, asıl olarak, Türkiye'nin Soğuk Savaş süresince ABD açısından koruduğu vazgeçilmez müttefik sıfatını, yeni düzen içinde yavaş yavaş kaybetmesinin bir sonucudur. İki blok arasındaki çekişmenin yerini işbirliğine bırakması, Türkiye'nin Amerika nazarında yerinin sorgulanmasına yol açmıştır.

Bunun en çıplak örneği, ABD'nin geleneksel olarak her yıl Türkiye'ye verdiği askeri ve ekonomik yardımlarda indirim yapmasıdır. ABD'nin Türkiye'ye verdiği sözkonusu askeri krediler ve malzeme satışları, 50 yıllık Türk-Amerikan "dostluk ve ittifak" ilişkisinde önemli bir yere sahiptir. Fakat 90'lı yıllarla birlikte bu krediler bazı lobilerin etkisiyle Amerikan Kongresi'nde tartışma konusu haline gelmiştir. Daha önce silah satışları ve para yardımları hibe olarak verilirken, 1992 yılından itibaren ABD'nin yaptığı dış askeri malzeme satışı (Foreign Military Sales FMS) hibeden piyasa faizli krediye dönüştürülmüştür.1 Ayrıca ABD Temsilciler Meclisi'nin 25 milyon dolarlık dış yardım kredisinin, 15 milyon dolarlık bölümünü sözde "Ermeni Soykırımı"nın kabul edilmesi koşuluna bağlaması, Türk-Amerikan ilişkilerinin yeni bir boyut kazandığı fikrini desteklemektedir.2 Her ne kadar Amerikan Senatosu Türkiye'nin sert tepkileri sonucunda yardımı sözde "Ermeni Soykırımı"nın tanınması koşuluna bağlamaktan vazgeçtiyse de yine de Amerikan yönetiminin böyle bir konuyu gündeme getirmesi iki ülke arasındaki dostluk ve müttefiklik anlayışına ters düşmektedir.

Fakat ABD'nin bu çıplak örnekten çok daha önemli bazı aleyhte tercihleri vardır. Orta Asya petrolerinin taşınmasında Türk tezinin gerçek bir Amerikan desteği görmemesi ve Rusya'nın AKKA'yı ihlal etme girişimlerine Washington'ın "sessiz" kalması gibi gelişmeler, Ankara'nın yalnız bırakılmasının iki ciddi örneğidir.

Dolayısıyla, bu yeni uluslararası konjonktür Türkiye'nin dış politika pozisyonlarında ciddi bir anlayış değişikliği yapmasının şart olduğunu göstermektedir. Soğuk Savaş'ta uygulanan eski denge politikaları, artık oluşan "yeni dünya düzeni"nin şartlarına ve gerçeklerine uygun düşmemektedir. Günümüzde "bekle-gör" politikaları bir sonuç getirmemektedir.

En aktif dış politika uygulanması gereken alanların başında ise Kafkasya ve Orta Asya gelmektedir. Çünkü bu yönde, hem hangi anlamda olursa olsun bir "Kızıl Elma" hem de ciddi bir tehlike vardır karşımızda; SSCB dağıldıktan sonra bölgeyi terkettiği sanılan Rusya, şimdi bölgedeki en etkin aktör konumundadır. Rusya bugün bölgenin kendi nüfuz alanı haline gelmesi için en çok çaba sarfeden ülkedir. Bundan dolayı olası tehlike olarak gördüğü ülkelere karşı onların istikrarını bozacak veya uluslararası ilişkilerde yalnız kalmasını sağlayacak manevralar yapmaktadır. Türkiye, özellikle coğrafi konumu nedeniyle Soğuk Savaş'ı anımsatır bir şekilde Rusya ile bir çatışma haline girmiştir.

Tarih çoğu kez bugünün en büyük anahtarıdır. Bu nedenle, ciddi bir Rus tehlikesi taşıyan bu yeni konjonktürde uygulanacak politikalar araştırılırken Türk-Rus ilişkilerinin tarihsel arkaplanının incelenmesi, yeni stratejilerin belirlenmesi açısından yararlı olacaktır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder