Soğuk Savaş'ın son bulmasıyla "Rus Ayısı" bir kaç yıl süren "kış uykusu"ndan sonra eskisinden daha güçlü bir şekilde dünya sahnesinde yer almaya başladı. Moskova'nın az önce değindiğimiz güvenlik doktrini, Rusya'nın bölgeye geri döndüğünün en büyük deliliydi.
Bu doktrine göre bağımsızlıklarını kazanan ve şimdi BDT içinde bulunan cumhuriyetler "Yakın Çevre" (Near Abroad) olarak tanımlanmaktadır. Aynı doktrine göre;
o Yakın Çevre'deki ülkelerin ekonomik ve güvenlik açısından Rusya Federasyonu ile bütünleşmeleri, Moskova açısından yaşamsal önem taşımaktadır.
o Bazı komşu ülkeler, eski Sovyet Cumhuriyetleri'nde nüfuzlarını güçlendirmek çabası içindedir. Buna karşı olarak Rusya, güvenliğini ve ekonomik çıkarlarını tehdit eden bu tür girişimlere karşı koymaya kararlıdır.
o Yakın Çevre'deki ülkelerin bölgedeki diğer devletler ile olan ilişkileri eski Sovyetler Birliği'ne bağlı ülkelerin kalkınmalarına yardımcı olabilir. Bu ülkelerin kalkınmaları Rusya'nın menfaatine ise desteklenir. Aksi takdirde diplomatik ve politik yollarla yakın çevre ülkelerinin diğer ülkeler ile kurduğu ilişkiler engellenir.
o Yakın Çevre'nin güvenliğinden ve istikrarından sorumlu olan ve bu bölgeye müdahale hakkı bulunan yegane devlet Rusya'dır. Aslında dünyanın ileri gelen demokrasileri de, eski SSCB topraklarının oluşturduğu jeopolitik alanda istikrarın korunmasına önem vermekte ve Rusya'nın bu politikasını desteklemektedir.
Bu doktrin açıkça göstermektedir ki; SSCB'nin dağılması ve komünizmin çökmesi, Rus yayılmacılığına son vermemiştir. SSCB'den sonraki Rus Federasyonu da aynı emperyalist amaçlarla hareket ederek eski nüfuz alanını muhafaza etmek ve bölgesel hegemonyasını kurmak amacındadır.
Rusya'nın "arka bahçe"sini tanzim eden bu doktrinin en önemli noktalarından biri de nükleer silahların kullanımı ile ilgili anlayıştır. Yine bu doktrine göre;
o Rusya 1982'den beri SSCB'nin nükleer silahların kullanılması konusunda izlediği politikasında bir değişiklik yaparak "nükleer gücü ilk kullanmama" prensibini terk etmiştir.
o Doktrin, Rus ordusunun nüfusun yüzde birinden oluşmasını öngören eski yasayı değiştirerek yeni ordunun her yere yetişmeye hazır, mobil ve esnek olmasını planlamaktadır.
Ayrıca Rusya silahlanma alanında atak yaparak, Ukrayna'dan 32 adet SS-19 nükleer füze, 300 Cruise ve 19 TU-160 ve 25 adet TU-95MS savaş uçağı satın almıştır.
Kuşkusuz tüm bu Yakın Çevre Doktrini Türkiye'yi yakından ilgilendirmektedir. Adı geçen "komşu ülke"lerin en önemlilerinden biri Türkiye'dir çünkü. Devlet Başkanlığı Ulusal Güvenlik Danışmanı Yuri Baturin'e bağlı olarak resmi ve resmi olmayan kuruluşların temsilcilerinin katıldığı bir komisyon tarafından hazırlanan ve Rusya'nın politikasını belirleyen bir raporda, Rusya'nın Türkiye'ye bakışı daha da iyi anlaşılmaktadır. Moskova'nın gelecek beş yıllık ulusal güvenlik politikasını oluşturan, "Rusya Federasyonu Ulusal Güvenlik Politikası 1996-2000" başlıklı rapor, Ankara'nın Türk Cumhuriyetleri ile ABD arasında köprü görevi yapmasının bölgede kendileri için tehdit oluşturduğunu belirtmektedir. Yine aynı raporda Türkiye'den duyulan rahatsızlığın yanısıra "Müslüman dünyanın bir bölümünde ve Batı'da BDT çevresindeki entegrasyona karşı çıkma eğilimi" olduğu anlatılmaktadır. Ayrıca Rusya'nın bir nükleer güç olarak kalacağı vurgulanırken, BDT ülkeleriyle yapılan askeri antlaşmalar çerçevesinde Rusya'nın bu ülkelere nükleer himaye sağlaması gerektiğinin altı çizilmektedir.
Baltık Denizi'ne kıyısı olan 11 ülkenin liderlerinin bulunduğu toplantıda Rus Başbakanının söylediği sözler de oldukça anlamlıdır. Viktor Çernomirdin, 3-4 Mayıs 1996'da İsveç'in Visby sahil kentinde yapılan ve sivil güvenlik, ekonomik işbirliği ve çevre konularını ele alan sözkonusu toplantıda Baltık ülkelerinin NATO'ya girmeleri halinde Rusya'yla ilişkilerinin bozulabileceği konusunda onları uyarmıştır. Bu ifadeler Rusya'nın hegemonik konumundan hiç de vazgeçmek niyetinde olmadığının bir kanıtıdır.
Rusya'nın sözkonusu amaçlarını ortaya çıkaran bir başka kanıt ise AKKA konusundaki tavrıdır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder